Anasayfa        Yüzey Araştırması        Araştırma Ekibi        Yayınlar        Tapureii Çalışmaları       Kanlıdivane Çalışmaları       Galeri       İletişim

MERSİN ÜNİVERSİTESİ ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ TARAFINDAN HAZIRLANAN

ARKEOLOJİK TAHRİBAT EYLEM RAPORU

KONU: MERSİN İLİ ERDEMLİ VE SİLİFKE İLÇELERİNE BAĞLI KÖYLERDE ARTAN ARKEOLOJİK ESER TAHRİBATININ NEDENLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

AMAÇ: Mersin İli Erdemli ve Silifke İlçelerine bağlı Köylerde son yıllarda artan sulama imkanlarına bağlı olarak yoğun bir tarla açma süreci başlamıştır. Sulama imkanlarının artmasıyla birlikte bölgedeki köylerde başta domates üretimi olmak üzere çok sayıda ürün yetiştirmek için arazi ihtiyacı ortaya çıkmış ve buna bağlı olarak tarla faliyetleri başlamıştır. Ancak bu süreçte, tarla açmak ve arazi elde etmek için arkeolojik alanların tahrip edildiği ve buralardaki arkeolojik mimari eserlerin kaldırılarak bu alanların tarımsal etkinliklerde kullanıldıkları görülmektedir. Bu rapor, mevcut durumu ve gelişmeleri analiz etmek, bunlara yönelik çözüm önerileri üretmek ve ilgili kurumların bu soruna dikkatini çekmek amacıyla hazırlanmıştır.

BÖLGENİN TARİHSEL VE BİLİMSEL ÖNEMİ

Belirtilen bölge antik dönemde önemli bir idari ve dini bir alan olarak bilinmektedir ve sahip olduğu arkeolojik eserlerin çokluğu ve zenginliği ile bütün dünyanın ilgisini çekmektedir. Göksu ve Limonlu nehirleri arasında kalan bölge Olba Territoriumu olarak bilinir ve sahip olduğu mimari yapılanması açısından Anadolu'daki ender alanlardan biridir. Bu açıdan bilimsel olarak büyük önem taşımaktadır. Henüz çok tanınmamış olsa da bölgenin turizm açısından da büyük bir potansiyele sahip olduğu ve gerçekleştirilecek çalışmalarla bu potansiyelin kullanılabilir olmasının yakın zamanda sağlanabileceği düşünülmelidir.

GÖZLEMLER

Böyle zengin bir kültüre ve tarihsel mirasa sahip bölgenin, doğal kaynak olarak tanımlanabilecek zenginliklerinin tarımsal amaçlar sebep gösterilerek yoğun bir tahribata uğratılması, acil müdahale edilmesi gereken bir durum olarak görülmelidir. Bugün, özellikle zor dağlık arazi koşulları sebebiyle günümüze kadar çok az bir tahribatla gelmiş olan arkeolojik eserler, bir anda tamamiyle ortadan kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple mevcut durumu görmek ve bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığını kabullenerek çözüme yönelik çalışmalar gerçekleştirmek gerekmektedir. Bölge köylerinde görülen sulama imkanlarının artması yeni bir durumdur. Özellikle Erdemli ve köylerinde artan sulama imkanları yoğun bir tahribatı da beraberinde getirmektedir. Silifke köylerinin henüz benzer sulama imkanlarına sahip olmaması tahribatı bir miktar önlese de yakın zamanda, sulama imkanlarının artmasıyla benzer bir sürecin buralarda da yaşanacağı düşünülmelidir. Bölge köylerindeki sulama imkanlarının artması yeni bir durum olmasına karşın arkeolojik eser tahribatının izleri yoğun olarak görülebilmektedir. Bu durumun, eger önüne geçilmezse, önümüzdeki dönemlerde artarak devam edeceği ve bölgenin arkeolojik tahribat açısından Türkiye'nin en sorunlu alanı haline geleceği öngörülmektedir . Bu sebeple olayın başlangıcında müdahale etmek, bölgede bundan sonra ortaya çıkabilecek aksaklıların önüne geçmek ve bu konuda bölgesel bir politika oluşturmak açısından önem taşımaktadır.

MEVCUT DURUM

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izni ve aynı kurumdan bir temsilcinin katılımı ile Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd.Doç.Dr. Ümit AYDINOĞLU tarafından sözkonusu bölgede sürdürülen arkeolojik yüzey araştırması sırasında, bölgede özellikle Erdemli İlçesine bağlı bazı köylerde yoğun arkeolojik tahribat sürecinin olduğu görülmüştür.
Hüsametli Köyü Tahribatı
Bu kapsamda, sürdürülen arkeolojik yüzey araştırması sırasında Hüsametli köyünde Üst Köy olarak anılan mevkide daha önceden varolduğu fotograflarla belgelenen arkeolojik eserlerin yıkılarak, arazinin tarla olarak kullanıma açıldığı tespit edilmiştir. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü temsilcisi Yusuf KIRAÇ ve Araştırma Başkanı Yrd.Doç.Dr. Ümit AYDINOĞLU tarafından yerinde tutulan bir tutanakla durum Mersin Müzesi'ne bildirilmiş, müzenin girişimiyle de Erdemli İlçe Jandarma Komutanlığı söz konusu alandaki devam etmekte olan çalışmaları müdahale ederek durdurmuştur. Ardından, Mersin İl Jandarma Komutanlığı Doğal Hayatı Koruma Tk. Komutanlığı, Mersin İl Jandarma Komutanlığı Çevre Koruma Tim Komutanlığı, Erdemli Kadastro Müdürlüğü, Mersin Müze Müdürlüğü, Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Erdemli Orman İşletme Şefliği, Erdemli Jandarma Komutanlığı temsilcilerinin katılımlarıyla yerinde bir durum tespit tutanağı hazırlanarak konu savcılığa sevkedilmiştir. Burada görülen tahribat, bir kule, bir anıt mezar yapısının yanı sıra bir kilise kalıntısının tahrip edilmesi şeklinde olmuştur. Bu alan tarıma açılmak amacıyla bu duruma getirilmiştir ve yakın çevresinde, tarım alanı açmak için iş makinesinin çalışmaları devam etmektedir. Yapılan müdahale ile bu köy ve yakın çevresindeki benzer girişimlerin önü kesilmiş olmaktadır. Benzer tahribatlara belirtilen bölgedeki diğer köylerde de rastlanmaktadır. Kızkalesi'nin kuzeyinde bulunan Hüseyinler köyü Direktaş mevkinde tarım arazisi açmak için arkeolojik eserlerin tamamen ortadan kaldırılması sonucunda da benzer bir durum ortaya çıkmıştır. Bu alanda bulunan sunaklar, mezar yapıları ve mekanlara ait kalıntılar kaldırılarak tarımsal alan için yer oluşturulmuştur. Dağlık kesimdeki tarımsal faaliyetlerin eski eserleri tahrip etmesinin yanı sıra, sahil kesimindeki yapılaşma ve çadır kampingler de buradaki antik yerleşimlere zarar vermektedir. Kızkalesi'ndeki örnekte, kara kalesinin kuzeyinde bulunan antik tapınağın üzerinde kurulmak istenen çadırlara yer açmak amacıyla tapınağa ait taşların sökülmek istenmesine, Mersin Müze Müdürlüğü engel olmuştur. Bu konuda rapor tutularak işlemler yapılmıştır. Bu şekilde Mersin sahillerindeki yapılaşmanın ve çadır turizminin de denetlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Bölgedeki bu söz konusu tahribat süreci öncelikli bir tehdit olarak algılanmalıdır. Bu sürecin önüne geçebilmek için yapılması gerekenlerle ilgili öneriler iki başlık altında ele alınmalıdır:
Yetkili Kurumların Yapması Gerekenler
Bölgede Arkeolojik SİT alanı tespitlerinin hızlandırılması gerekmektedir. Bu kapsamda yetkili kurumlar (Mersin Müzesi, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu) ve Üniversite işbirliğinde, Mersin Valiliğinin de desteklediği projeler oluşturulmalı ve sistematik çalışmalar başlatılmalıdır.

– Bölgede arkeolojik yüzey araştırması sürdüren araştırma ekipleriyle işbirliği yapılarak tespit edilen yerlerin tescili sağlanmalıdır. Bu yönde bir çalışma Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 2006 yılından itibaren başlatılmıştır. Bu kapsamda, araştırma ekiplerine öncelikli SİT alanı ilan edilmesi gereken alanlar ile ilgili olarak hazırlanan formlar yollanarak tescil çalışmalarının hızlandırılması sağlanmıştır.

– Devlet kurumları arasındaki iletişimin arttırılması zorunluluğu vardır. Özellikle, arkeolojik eserlerin bulunduğu arazilerin, Tapu Kadastro Müdürlüğünce zilyedlik yolu ile o bölgede yaşayan insanlara tapulu arazi olarak verilmesi, bölgedeki arkeolojik tahribatın hızlanmasına sebep olmaktadır. Arazi sahibinin, kendisine ait düşüncesiyle tescili olmayan eserleri tahrip etme hakkına sahip olduğunu düşünmesi tahribatı hızlandırmaktadır. Bu sebeple Kadastro müdürlüklerinin, orman arazilerinde olduğu gibi arkeolojik eserin bulunduğu arazilerde de şahıs adına tespit yapmayıp, bu alanları hazine adına tespit etmesi sağlanmalı ve bu durumun kontrolü mutlaka yapılmalıdır ( bkz. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Madde 11 – Korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları, sit alanları, zilyedlik yoluyla iktisap edilemez.)

– Köy muhtarlarına, arkeolojik eserlerin tahribatının önlenmesine yönelik bir bildirimde bulunulmalıdır. Her nekadar kanunda bu belirtildiyse de, Muhtarlar, tahrip edilen yerler için resmi bir yazı olmamasını bahane göstermektedirler. Bir arkeolojik alan tescil edilmediyse bile, buralarla ilgili yazılacak resmi bir yazı bundan sonra ortaya çıkabilecek tahribatın önüne geçmede önemli bir rol oynayacaktır. Bu sebeple Valilik aracılığı ile köy muhtarlarına yapılacak ve köy sınırları içerisinde yeralan arkeolojik eserlerin korunması zorunluluğunu içeren ve bunun yasal sorumluluğunun muhtarlara ait olduğunu belirten bir bildirimin orta vadede oldukça etkili olacağı düşünülmelidir (bkz. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Madde 4–Haber Verme Zorunluluğu)

Üniversite ve Sivil Toplum Örgütlerinin Yapması Gerekenler
1. Bölge halkına yönelik projeler uygulanmalıdır. Bu kapsamda arkeolojik eserlerin niçin önemli oldukları, niye korunmaları gerektiği ve bunlarla ilgili yasal sürecin ne olduğu konularında köylerde ve köylerdeki okullarda yapılacak bilgilendirme toplantıları önem taşımaktadır. Ayrıca gidilen köy ve kasabalarda, yakın çevrelerinde bulunan eserlerin ne olduğu hakkında yapılacak görsel anlatımlar ve dağıtılacak yazılı materyalin (broşür vb.), bu eserler hakkında bir bilinç uyandıracağı ve halkın bu eserleri sahiplenmesini sağlanacağı düşünülmelidir. Bu konuda Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu (MART) ve Arkeoloji bölümü çalışmalar başlatmışlardır. Mersin Valiliği ve bağlı kuruluşlarının (Milli Eğitim Müdürlüğü) destekleri bu çalışmaların sosyal ayağının da en verimli şekilde gerçekleşmesini sağlayacaktır.

YASAL YÜKÜMLÜLÜKLER
İlgili kişi ve kuruluşların kanunla belirtilen yükümlülükleriyle ilgili bazı konular aşağıda belirtilmiştir:
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Kanun Numarası : 2863
Haber Verme Zorunluluğu Madde 4 – Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını bulanlar, malik oldukları veya kullandıkları arazinin içinde kültür ve tabiat varlığı bulunduğunu bilenler veya yeni haberdar olan malik ve zilyetler, bunu en geç üç gün içinde, en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine bildirmeye mecburdurlar. Bu gibi varlıklar, askeri garnizonlar ve yasak bölgeler içinde bulunursa, usulüne uygun olarak üst komutanlıklara bildirilir. Böyle bir ihbarı alan muhtar, mülki amir veya bu gibi varlıklardan doğrudan doğruya haberdar olan ilgili makamlar, bunların muhafaza ve güvenlikleri için gerekli tedbirleri alırlar. Muhtar, aynı gün alınan tedbirlerle birlikte durumu en yakın mülki amire; mülki amir ve diğer makamlar ise on gün içinde, yazı ile Kültür ve Turizm Bakanlığına ve en yakın müze müdürlüğüne bildirir. İhbar alan Bakanlık ve müze müdürü bu Kanun hükümlerine göre, en kısa zamanda gerekli işlemleri yapar.
Devlet malı niteliği: Madde 5 – Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir. Özel nitelikleri dolayısıyla ayrı statüye tabi tutulan mazbut ve mülhak vakıf malları bu hükmün dışındadır. İzinsiz müdahale ve kullanma yasağı: Madde 9 – (Değişik: 14/7/2004-5226/3 md.) Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır.
Yetki ve yöntem: Madde 10 – Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak, Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir.
Hak ve sorumluluk: Madde 11 – Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının malikleri bu varlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığının bu Kanun uyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimata uygun olarak yerine getirdikleri sürece, bu Kanunun bu konuda maliklere tanıdığı hak ve muafiyetlerden yararlanırlar. Ancak, korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanları, sit alanları, zilyedlik yoluyla iktisap edilemez.